Yürüyorum düşen güneşin ışığında. O da bitecek birazdan. Bugün ay yok. Alacakaranlık sonrası zifiri karanlık. Yürürken adımlarımı izlemeye başladım. Sağın ardından sol, solun ardından sağ. Muziplik yapıp sağın ardından bir sağ daha attım. Turuncu ve kırmızı. İşte son ışıklar. Halen görebilmemin tadını çıkarıyorum. Gökyüzünün maviliği hala belirgin. Az sonra sezilecek ve sonra kendinden iz bırakmayacasına kaybolacak engin gökyüzünün yüksek derinliğinde. Yürürken düşüncelere dalarım. En iyi yürümeler düşünceli yürümelerdir. Buna karşın düşünce hemen yürüyemezsin, önce ayağa kalkman gerekir. Bense düşmedim, yürüyorum mütemadiyen.
Karanlık her yer artık. Önüm boş diye yürümeye devam ediyorum. Takılıp düşmem an meselesi. Tenime vuran güneşin sıcaklığı da yok artık. Her attığım adım havayı daha da soğutuyor. Ürperi gelir gibi oluyor bazen. Hafif bir esinti. Serin ama üşütmüyor. Halen düşmedim. Attığım adımların sesi boşlukta yankılanıyor. Zemin görece sert. Düşsen incitebilir bir yerini. Zifiri karanlıkta bu kadar uzun gidebileceğimi düşünmemiştim. Çok enteresan, halen yürüyorum. İçimdeki sevinç kırıntıları her adımda arkamda kalıyor sanki. Buna karşın özgüvenim artıyor. Hala düşmedim. Her attığım adımda sabrım artıyor ama bir yandan da daha çok sabırsızlanıyorum. Acı mı çekiyorum? Belki de. Işık yok, soğuk var. Ama ben yürüyorum. Vücudum enerji üretiyor. Kalp atışım hızlanıyor, vücut ısım artıyor. Yorgun bir şehrin gece karanlığında gri bir gürültü ile durmaksızın çalışan endüstriyel fabrikalar gibi. Çalışkan, sıkıcı ve mutsuz. Soğuk, karanlık ve rutubetli.
Yürüyorum yükselen güneşin ışığında.
⸘
