Güneşin bulutların arasından ışığını yerküre yüzeyine ulaştırmak için sarf ettiği çabanın aynısını denizin kabarması için denize kabartma tozu döken insanlardan tutun da yaptığı yoğurdun mayasının tutması için yeni futbol takımı yaratmaya çalışan CM oyuncularına kadar herkesi görmek mümkündü bu gece karanlığında.
Her ne kadar yıldızların yere her an düşebilecek gibi durmasına bakmayanlar kadar Newton’cu olan ve yerçekimine meydan okuyan bu yıldızları tanrı zanneden ufak yaratıklar da vardı ilerlediğim pazar yolunda. Nazi Almanyası’nın işaretindeki kıvrımları beynindeki kıvrımlarla karşılaştıran bilim adamının birazdan limandan kalkacak trene binmesini hiç de istemeyen bir kocasının olduğunu söylemek zor, ama yine de her şeyin yolunda gittiğini sanıyor. Kuzeye doğru baktığımda yaz sıcağının kavurmakta olduğu insanları gördükçe içim yanıyor. İşte zaten bu dondurucu soğukta bu sayede ısınıyorum. Artık bir odun fiyatının bile bu kadar yüksek olduğu bir ülkede etrafıma her baktığımda yanımdan geçen birçok yürüyen odun olduğuna şaşıyorum. Geçen günlerde bir karadeliğe tatile giden arkadaşımdan aldığım mektubu bana yarın okuduğumu söyledi. Ben de mektubu açılmamak üzere yarına sakladım. O günden beri mektubu okumuyorum ve asla okumamış olacağım.
Pazar yolunda ilerledikçe kafama takılan soruların çengelli iğnelerini kaybolmamak için ardımda bırakıyorum. Bir daha asla böyle bir hataya düşecek birine benzemediğimi biliyorum. Aslında neye benzediğimi ben de bilmiyorum. Bunu ancak bana dışardan bakacak insanların anlayabileceğini ayna bulunmadan önce söyleyenler oldu. Ayna bulunduğundan beri aynaya bakmaktan kendini alamayan, çapulcu çetelerinin yürüdüğü bu gezegenin yoğunluğunu hesaplamak için asla bir daha geri dönemeyeceğim uzunlukta bir sefere çıkan bir padişah olarak görüyorum kendimi. Limandan dışarı bakan bir kişi için değişmeyen tek şey şu anda yemek yediğimdir. Çünkü ben yemek yemeseydim Einstein’ın fotoelektrik olayını açıklaması imkansız olacaktı. Sakın beni onun babası filan sanmayın, çünkü amcasıyım. Ama dayısını da ben kurtardım.
Gün artık yavaş yavaş bitiyordu. Karanlık çökmüş ve her yer aydınlanmıştı. Artık rahatça uyuyabileceğimi düşünüyordum ama bir anda bu düşünceleri kaybettim. Sonra limanda unuttuğumu hatırladım ve doğruca istasyona gittim. Maçı izleyen adamın top panyaya çarpmadığı için ofsayt vermesine ve de set sayını iptal etmesinden tutun da karşı yoldaki ağacın gövdesine bağlayın. Böylece bayramlarda para toplamak derdi kalmaz ve hesap makinesi kullanımı yaygınlaşır. Artık e-posta aracılığıyla evlere self servis yapacağını açıklayan dükkanda çalan çanlar, yılbaşı için süslenen ağacın dalını hatırlatsa da bugünün çıkmaz ayın son çarşambası olduğunu unutturmuyordu. Zaten unutulması imkansızdı. Aynı zamanda Pierre de Fermat ispatı Taniyama-Shimura varsayımı ile yapmamıştı. Çünkü imkansız diye bir şey yoktur.
circa ~2004 [Müsvedde Kağıtlar]
⸘
